İnsan gerçekten mutlu olabilir mi?

1968 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan ilk Japon olan Yasunari Kawabata, Japon edebiyatının dünyada saygın bir yere gelmesine de önemli ölçüde katkı sunmuş bir yazardır.

Kawabata 1899’da, değişim rüzgârının iyiden iyiye estiği Meiji döneminde dünyaya gelir. Köklü bir aileye mensuptur, ancak küçük yaşta yetim kalır. 15 yaşına kadar yanlarında kaldığı büyükbabasıyla büyükannesini kaybeden Kawabata, üniversiteye gidene dek anne tarafından akrabalarının yanına yerleşir. Kitaplarla içli dışlıdır. Sürekli okur. Tokyo Üniversitesi’ne kaydolduğunda kendisi gibi edebiyatsever bir arkadaş grubuyla dergi çıkarır. Geleneksel yazıma itiraz niteliği taşıyan bu dergide Batıcı bir edebiyat anlayışına sahip öykü ve şiirler yayınlarlar.

Devam eden yıllarda kendini hepten geliştiren Kawabata, yazdığı kitaplarla dikkat çekmeye başlar ve önemli bir okur kitlesi kazanır. Yarattığı etki 1968’deki Nobel Edebiyat Ödülü’yle zirveye yükselir ve 1972’deki intiharı onu ölümsüz kılar. Ölümünün kaza sonucu olduğunu iddia edenler de vardır, ama yakınları onun son günlerinde çok depresif olduğunu belirtirler.

1935’TEN 1947’YE…

Kawabata’nın en büyük eserlerinden biri de Karlar Ülkesi’dir. Kitap ilk olarak 1947 yılında yayınlanmış olsa da yazım süreci hayli uzundur. Kawabata, Karlar Ülkesi’nin ilk kısmını 1935’te Bungei Shunju adlı edebiyat dergisinin Ocak sayısında yayınlar. Tefrika şeklinde ilerleyen bölümler 1937’de sona erer. Kitap bu şekilde bir baskı yapar. Devam eden yıllardaysa metni yeniden ele alır Kawabata, yeni bölümler ekler, bazı bölümleri yeniden yazar ve nihayet kitaba son halini verip noktayı koyar.

Kawabata’nın Türkçeyle tanışması 1960’lı yıllarda, Kiyoto adlı romanıyla olur. Karlar Ülkesi ise ilk kez 1987’de Türkçeye çevrilir. Çevirmeni Nihal Yeğinobalı’dır.

Kawabata günümüze gelene dek birçok yayınevi tarafından basılmış olsa da, kendisinin şimdiki durağı Can Yayınları oldu. Yayınevi, Kawabata’nın iki kitabını birden geçtiğimiz günlerde yayınlandı: Kiraz Çiçekleri ve Karlar Ülkesi. İki kitabı da Japonca aslından çeviren isim H. Can Erkin oldu.

İMKÂNSIZ BİR AŞK SERÜVENİ

Karlar Ülkesi bir tren yolculuğuyla açılır. Orta yaşlı bir adam olan Shimamura, bir yandan kar altındaki yolları seyrederken bir yandan da trendeki insanları izler. İsimlerini sonradan öğreneceği Yoko adlı genç bir kızın, Yukio adlı hasta bir adama refakat ettiğini görür ve onlara odaklanır. Haklarında düşündüğü çeşitli ihtimallerden sonra onlarla aynı istasyonda indiğini görünce şaşırır, ancak Shimamura’nın da, Karlar Ülkesi’nin de esas karakteri onlar değildir.

Shimamura aylar önce geldiği bu dağ otelinde biraz dinlenmek, biraz da geyşalarla vakit geçirmek istediğinde ona Komako adlı bir genç kız gönderirler, ancak Shimamura ondan çok etkilenir ve Komako’yla geçici bir şey yaşamak yerine onunla duygusal bir ilişki kurmaya karar verir. Aslında bu biraz kendiliğinde gelişir. Zira bilinçli bir karar değildir. Aralarındaki sevgi, kendini duygularına kaptırmış iki insanın kontrolsüz şekilde birbirlerine doğru sürüklenmesiyle oluşur.

Shimamura’nun ikinci yolculuğunun sebebi işte budur. Kendisi aile mirasıyla geçinen, dans üzerine araştırmalar yapan görece entelektüel biridir. Evlidir, çoluk çocuğu vardır, ancak bütün bunlar onu sürüklenmekten alıkoymaz, bilakis itekler.

Shimamura ile Komako’nun ilişkilerinin belki en güzel yanı söze dökülmeyen bir sevgi, hasret, arzu barındırmasından ileri gelir. Birbirlerine hem çok yakın hem de çok uzaktırlar. Bunun bir sebebinin de trende gördüğü Yoko ile Yukio olduğunu öğrenir Shimamura. Hatta Komako’nun hasta olan Yukio’nun tedavisi için geyşalık yaptığını düşünür. Ancak bu gerçek midir, yoksa bir dedikodu mudur; Shimamura imkânsız bir aşkın çelişkisi içerisinde bir de bunu düşünmeye başlar.

Kawabata bu kısa romanında dile getirilmeyeni öyle ustalık bir şekilde anlatır ki sırılsıklam aşk diyaloglarından daha etkili anlar çıkar karşımıza. Böyle oldukça da karakterlerin ızdırabını daha iyi anlamaya başlarız.

İmkânsız aşka eşlik eden temalardan biri de sınıfsal ayrımdır. Shimamura aslında Tokyo’nun kenar mahallelerinden birinde büyür, ama ailesinin mirası sebebiyle rahat bir hayat sürer, üstelik bunu savup savuşturmaz, kendine ve ailesine yatırım yapar. Olayın geçtiği oteldeyse civar köyde yaşayan yoksul köylü kızlarının geyşalık yaptığını görürüz. Üstelik bunlar büyükşehirlerdeki gibi “donanımlı” değillerdir, çoğunlukla seks için kullanılırlar.

Komako’yu farklı kılan şeylerden biri de onun müziğe ve dansa olan yeteneğidir. Bir de sürekli bir şeyler yazar Komako. Günlük tutar, olmadı, otele gelen müşterilerin sağda solda unuttuğu kitapların, dergilerin özetini çıkarır, karakterlerini tek tek yazar… Shimamura ilkin bunu her ne kadar boş bir uğraş olarak görse de sonradan Komako’yu gerçekten tanımaya başlar. Ona acı veren şeylerden biri de zaten budur.

Bitirirken ekleyeyim; 1950’den sonra birden çok defa televizyona, beyazperdeye ve tiyatroya uyarlanır Karlar Ülkesi. Hatta radyo tiyatrosu ve mangası bile yapılır. Meraklısına duyurulur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.